Arama:

YILBAŞINI BEKLERKEN DÜNYA NELER YAPILIYOR?

Dünyada yeni yılın güzel geçmesi için bazı ilginç inanışların günümüze kadar geldiği görünüyor.

Farklı ülkelerde değişik kültürlere sahip insanların yeni yılın güzel geçmesi için farklı inanışları var.

Ülkelere göre bazı insanların ilginç inanışları şu şekilde;

Brezilya’ da, yeni yıl için özel renkli kıyafetler ve iç çamaşırlar giymenin kişiye şans getireceğine inanılır. Örneğin kırmızı renk aşkı temsil eder, sarı ise zenginliği. Gerçi günümüz de kırmızı giymek sadece Brezilya için geçerli olmasa gerek…

İngiltere’ de, yılbaşı gece yarısı evlerine para, ekmek, kömür gibi hediyeler getiren ilk misafirin aynı zaman da yeni yıl için şans da getireceklerini inanılıyor.

İspanya’ da,  “12 üzüm tanesi” saatler gece yarısını göstermeden hemen önce 12 adet üzüm tanesi hazırlanıyor ve saatler tam 00:00’ da hazırlanan üzümler yeniliyor.

Belarus’ ta,  yeni yılda bayanlar arasında bir oyunlar oynanıyor. Örneğin, bekar bayanalr bir evde toplanıyor ve her bir bayanın önüne mısır tanelerinden oluşan bir küme oluşturuluyor, mısır koçanı hareket ettirilmeye başlanıyor ve koçan ilk hangi kümeye yaklaşırsa bu kümenin temsil ettiği bayanın yeni yılda ilk evleneceği düşünülüyor. Başka bir oyuna göre de; bekar bayanlardan biri evinde çeşitli eşya ve yiyecekleri farklı yerlere saklayama başlar. Diğer bayanlar da bu eşyaları bulmaya çalışır. Geleneğe göre ekmeği bulan bayanın zengin bir eş bulacağı, yüzüğü bulan bayanın da yakışıklı bir erkekle evleneceğine inanılır.

Avustralya, yeni yıla piknik yaparak veya denize girerek yeni yılın güzel olacağını amaçlıyorlar.

Hollanda’ da, yeni yılı karşılamak ve bir önceki yılın ruhuna göndermek için hazırlanan yılbaşı ağaçları yakılıyor.

Danimarka’ da, yılbaşı gecesi için eski tabakları yıl boyunca saklıyorlar ve yılbaşı gece yarasın da saklanan eski tabakları dostlarının kapısının önüne giderek kırmaya başlıyorlar. Böylece kötü şansların gitmesini amaçlıyorlar.

Almanya’ da, yılbaşın da kurşun eriterek soğuk suyun içine atıyorlar ve geleceği tahmin etmeye çalışıyorlar.

İskoçya’ da, yılbaşı gecesi eve adımını ilk atacak kişi elinde mutlaka şans getireceğine inanılan bir hediye ile gelmeli. Geleneğe göre en çok şans getiren hediyenin viski olduğunu düşünerek gidecekleri eve viski götürürler. Ayrıca İskoçya’ nın Stonehaven isimli kasabasında güneşi ve yeni yılın temizlenmesi için şenlik ateşlerinde erkekler başlarının etrafında ateş topuna benzer çubuklar çevirirler.

Güney Afrika’ da,  yerliler yeni yılda şans ve taze bir başlangıç için eskimiş eşya ve ev aletlerini pencereden dışarı atarlar.

Çin’ de, yeni yıla girmeden önce evler iyice temizliyor. Evlerine çeşitli çiçek ve bitkiler alındıktan sonra da kırmızı zarf içinde şans getirmesi için çocuklara para veriliyor.

Japonya’ da, saatler tam olarak 00.00’ ı gösterdiğin de yeni yılda şanslı ve neşeli olmak için bol bol kahkaha atılıyor ve evlerinden kötü ruhların gitmesi için yeni yılın şans getirmesi için kapıların önüne ip asıyorlar.

Kolombiya’ da, bol seyahat dolu bir yıl geçirmek için insanlar yılbaşı günü ellerinde boş valizlerle oturdukları apartmanın etrafında dolanırlar.

Finlandiya’ da,  insanlar eritilmiş küçük bir tenekeyi su dolu bir kaba dökerek ve erimiş tenekenin sertleşip yeni şekil alması ile ortaya çıkan bu şekle anlamlar yükleyerek yeni yılın neler getireceğini tahmin ederler.

Birçok farklı ülke de yeni yılın güzel geçmesi için çeşitli ilginç inanışlar olduğu mevcut.

Ülkemizde, de bazı insanların yılbaşı gecesi için ilginç birçok ilginç inanışları var. Bu inanışlardan en çok yaygın olanı da yılbaşı gecesinde yeni yıla nasıl girersen tüm yılın öyle geçer mantığı gibi…

Örneğin, yılbaşı gecesini uyuyarak geçiren biri tüm yılını miskin bir şekilde geçireceği ve ya yılbaşı gecesini çok hareketli geçiren birinin de tüm yılını hareketli geçireceği gibi ilginç inanışlar mevcut.

Sağlıklı, barış içinde ve tüm istediklerinizin gönlünüzce olması dileği ile MUTLU YILLAR…

BURSA EKONOMİDE DEVLEŞİYOR!

Türkiye İstatistik Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliği ile Haziran 2014 tarihinde dış ticaret verilerini açıkladı.

Bu verilere göre;

İhracat ta, 2014 yılı Haziran ayında bir önceki yıl verilerini karşılaştırılarak ve 2013 yılına göre 12 milyar 923 milyon dolar yani % 4,2 arttı.

İthalatta ise 20 milyar 776 milyon dolar yani % 1,1 azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumunun mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre vermiş oldu veriler ise;

2013 Haziran ayında bir önceki aya göre ihracat %0,1, ithalat %1.2 azaldı.

Takvim aylarından arındırılmış seriye göre ise;

2014 yılı Haziran ayında önceki yılın aynı ayına göre %4,2 arttı, ithalatta ise %5,4 azaldı.

Dış ticaret açığı Haziran ayında %8,8 azaldı. 8 milyar 613 milyon dolardan 7 milyar 853 milyon dolara düştü.

İhracatın ithalatı karşılama oranı 2013 Haziran ayında %59 iken, 2014 Haziran ayında %62,2′ ye çıktığı açıklandı.

Avrupa Birliği’nde ihracat %14,7 arttı. İhracat yapılan ülkeler arasında Almanya ise en fazla ihracat yapılan ülke oldu.

Avrupa Birliği’nin (AB-28) ihracattaki payı 2013 Haziran ayında %41,8 iken, 2014 Haziran ayında %46 oldu.

AB’ye yapılan ihracat, 2013 yılının aynı ayına göre %14,7 artarak 5 milyar 943 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2014 yılı Haziran ayında en fazla İhracat yapılan 4 ülke sırasıyla;

1.Almanya, 1 milyar 281 milyon dolar

2.İngiltere 855 milyon dolar

3.Irak 745 milyon dolar

4.Fransa 664 milyon dolar
2014 yılı Haziran ayında en fazla İthalat yapılan 4 ülke ise sırasıyla;

1.Rusya, 2 milyar 147 milyon dolar

2.Çin, 1 milyar 916 milyon dolar

3.Almanya, 1 milyar 822 milyon dolar

4.İtalya, 1 milyar 90 milyon dolar

 

Türkiye İstatistik Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliği hazırladığı dış ticaret verileri de gösteriyor ki, Uluslar arası ülkeler aralarında ithalat ve ihracat yarışı her geçen gün daha çok kızışıyor.

Bursa’da 250 büyük firma araştırılması yapıldı. BTSO ( Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ) Başkanı İbrahim Burkay, 250 Büyük firma Araştırması’ nın sonuçlarını kamuoyuna açıkladı.

2013 yılı verileri doğrultusunda 250 firmanın toplam net iç ve dış satış büyüklüklerine göre araştırmalarını netleştiğini ifade eden Sayın Burkay. Dünya ekonomisinin yüzde 2.4, Türkiye ekonomisinde ise yüzde 4.1 büyüklüğünde olduğunu ifade ederken,  “Bursa ekonomisi geçen yıl yüzde 4.4 büyüyerek hem 2012 yılının hem de Türkiye ortalamasının üzerine çıkmıştır. Bursalı firmalarımızın ihracatı da 2013 yılında yüzde 7.9′ luk artışla Türkiye ihracatına göre yüksek bir artış oranı yakalamıştır. Bursa’ nın büyüme ve  ihracattaki başarısı işsizlik rakamlarına da yansımıştır. Türkiye’de işsizlik oranı 2013 yılında yüzde 9.72’ye çıkarken Bursa’da yüzde 6.6’ya düştü” dedi.

BTSO Başkanı Sayın Burkay, 250 Büyük Firmanın Araştırmanın sonuçlarını açıkladıktan sonra bu yıl 33 yeni firmanın da listeye eklendiğini ifade etti.

Bursa’daki 250 büyük firmanın ciro toplamının 2013 yılında 31 milyar dolar olarak geçekleştiğini ifade ederek,“Sektörlerin toplam ciroları incelendiğinde geçen yıla göre yüzde 2,4 artış olduğu görülmektedir. Otomotiv sektöründeki cirolar 2013 yılında  yüzde 11 artışla 15 milyar dolara ulaşırken, tekstil sektörünün cirosu ise 4 milyar doları aştı.” dedi.

Ciroya göre ilk 10 firma ise;

1.)Oyak Renault

2.)Tofaş

3.)Bosch

4.)Borçelik

5.)Sütaş

6.)Bursa Eczacılar Kooperatifi

7.)Karsan

8)Türk Prysmian

9.)Korteks

10.) Özdilek

 

Araştırılan 250 firmanın istihdam rakamları incelendiğinde en fazla düşüşün tekstil sektöründe olduğu, en fazla artışın da otomotiv sektöründe olduğunu açıklayan

BTSO Başkanı, Bursa’daki 250 büyük firmanın 2013’te 125 bin kişiyi istihdam sağladığını açıkladı.

2013 yılında en fazla istihdam sağlayan ilk 5 firma sırasıyla;

1.Tofaş

2.Oyak

3.Renault

4.Bosch

5.Özdilek

Yapılan araştırmalar sonucu gösteriyor ki Bursa özellikle ihracatta gözleri üzerine çekmeye devam edecek…

DEPREM KAPIDA!

T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı verilerindeki Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, yurdumuzun %92’sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir.

Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.

“Deprem Gerçeğini Unuttuk Mu?”

9 Ağustos 1912 tarihinden günümüze kadar ülkemizdeki bazı büyük depremlerin yeri ve büyüklüğüne göre aşağıdaki tabloda yer almaktadır;

TARİH YER BÜYÜKLÜK
9 Ağustos 1912 Tekirdağ, Mürefte 7.3
7 Mayıs 1930 Türk-İran sınırı 7.2
27 Aralık 1939 Erzincan 7.9
20 Aralık 1942 Tokat , Erbaa 7.0
27 Kasım 1943 Samsun, Ladik 7.2
1 Şubat 1944 Bolu, Gerede-Çerkeş 7.2
18 Mart 1953 Çanakkale, Yenice 7.0
25 Nisan 1957 Muğla, Fethiye-Rodos 7.1
26 Mayıs 1957 Bolu, Abant 7.1
6 Ekim 1964 Balıkesir, Manyas 7.0
19 Ağustos 1966 Muş, Varto 6.9
22 Temmuz 1967 Adapazarı, Mudurnu 6.8
28 Mart 1970 Kütahya, Gediz 7.2
6 Eylül 1975 Diyarbakır, Lice 6.6
24 Kasım 1976 Van, Muradiye 7.5
17 Ağustos 1999 Kocaeli, Gölcük 7.8
12 Kasım 1999 Düzce 7.5
3 Şubat 2002 Afyon, Sultandağı 6.4
1 Mayıs 2003 Bingöl 6.4
23 Ekim 2011 Van 7.2

Tabloda da göründüğü gibi Ülkemiz bir deprem bölgesi, özellikle son yıllarda gerçekleşen Van depremi ve 17 Ağustos 1999 Marmara depremi ile bunu çok iyi anlamıştık.

Peki, geçen bu zaman da Deprem Gerçeğini Unuttuk mu? 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden 15 yıl geçti. Ülkemiz de deprem ile ilgili neler yapıldı? Olası Deprem için ne tür projeler yapıldı?

“Depreme hazırlıklı mıyız?”

İşte bu sorular ve birçok soruların cevaplanması için konunun uzmanı, İstanbul Üniversitesinden Mühendislik Bilimleri Bölümü Kurucu Başkanı aynı zamanda XII. Dönem Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Ali Osman Öncel ile Deprem ve Kentsel Dönüşüm üzerine sorularımızı sorduk işte o sorular ve Prof. Dr. Ali Osman Öncel’in çok özel cevapları;

*17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından uzun zaman geçti. Ülkemiz bu depremden oldukça fazla etkilendi. Peki, bu geçen zaman içinde öncelikle ne tür çalışmalar yapıldı? 15 yıllık bu süreçten biraz bahseder misiniz?

Ülkemizde deprem istasyonları sayısı arttı ve en önemlisi ülkemizde deprem odaklı Kentsel Dönüşüm Yasasının çıkarılması nihayet Van Depreminden sonra gerçekleşti.  Bugün için en önemli gelişme Kentsel Dönüşüm Yasası çerçevesinde deprem odaklı yenilenmenin bilim esaslı olarak gerçekleştirilmesi ve çalışmalarının başlanmış olmasıdır.

*Deprem Tehlike Risk Haritası her 5 yılda bir standart olarak belirlenip güncellendiğine göre, 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminden beri güncellenen Deprem Tehlike Risk Haritalarını incelediğinizde, Tehlikeli Risk olarak gördüğünüz farklılıklar var mı? Bu analizlerin sonucunda ne tür çalışmalar yapılıyor? Bu çalışmalardan da bahseder misiniz?

Deprem Tehlike Haritası Ülkemizde 1996 yılından günümüze güncellenmemektedir.  Dünya’da güncelleme süresi ortalama 5 yıl olan deprem tehlike haritasında ülkemizde oturmuş bir güncelleme standardı yoktur.  Deprem tehlikesi altında büyük bölümü yaşayan Türkiye toplumunu tehdit eden deprem odaklı riskin bugün açısından karşılığı tam olarak bilinememektedir.  Bunun nedeni, eski ve güncellenmemiş deprem tehlike haritasıyla Ülkemizde Kentsel Yenileme Çalışmalarının sürdürülmeye çalışılmasıdır.

Deprem Tehlike haritaları temel çalışmadır ve bunun üzerine inşa edilen yapılaşma ise bir çatı çalışmadır.  Çatı ne kadar sağlam olsa da, temel olacak tehlike haritalarının eski olması yapılan çalışmaları riskli duruma sokmaktadır. Yenilenen tehlike çalışmaları, İBB tarafından Japonlara yaptırılmış ve İstanbul civarı için yapılan modern deprem tehlike haritalarıdır.  Fakat bu haritalar resmiyet kazanamadığı için kullanılan yenilenmiş İstanbul Deprem Tehlike haritası değil ve resmiyette olan eski deprem tehlikesi haritasıdır.  Eski yürürlükte olan ve yeni yürürlüğe girmeyen tehlike haritaları İstanbul özelinde karşılaştırıldığında, daha düşük riskli gösterilen alanların gerçekte büyük riskli alanlar olduğu görülmüştür.  İstanbul özelinde yanlışlığı görülen ulusal deprem tehlike haritası, doğal olarak bütün Türkiye içinde yanlıştır.  Yanlış temel üzerine doğru Kentsel yapılaşma oturtulması çelişkili ve riskli bir durumdur.  Düzeltilmesi ve bana göre temel referans deprem tehlike haritası bitene kadar, çatı olan yapılaşmanın durdurulması gerekir.

*Ülkemizdeki fay hatlarının tespitinden, bu tespitleri bulmada ne tür yöntemler kullanıldığından ve öneminden bahseder misiniz?

Ülkemizde USArray benzeri TURArray tabanlı bir fay araştırma sistemi kurulmamıştır.  USAarray, 70 km aralıklı 400 istasyonla bir alanın en doğudan en batıya doğru 2 yıllık süreli izlenerek kaydırmalı bir şekilde 3 Boyutlu fay ve enerji kaynakları arama düzeneğidir.  Aynı zamanda, 4 Boyutlu olarak kabuğa kadar malzeme özellikleri detaylıca araştırılır ve potansiyel enerji kaynaklarına kapan olacak saklı enerji alanlarında bulunabilir.  Ülkemizde 1992 yılında resmi olarak yayınlanan Türkiye Diri Fay Haritası, Jeolojik Gözleme ve bir başka anlamda İnsan Emeğine dayalı olarak yapılmaya çalışıldığı için 2012 yılında bir güncelleme gerçekleşmiştir.  İnsan emeği odaklı ve Jeolojik gözleme dayalı güncelleme çalışması çok sığdır ve ancak yüzeylenen kırık sistemlerini belirlemekte işe yarar ve modern bir sistem değildir.

*Örneğin Tokyo Üniversitesinde 300 Profesör Sismoloji ve Deprem Bilimi üzerine çalışırken. Ülkemizdeki durum nedir? Ülkemizdeki profesörlerin bir araya geldiği Deprem Araştırma Grubu var mı? Bununla ilgili çalışmalarınızı anlatır mısınız?

Ülkemizde Deprem Jeofiziği çalışanların sayısını belirlemek çok kolaydır.  Çünkü deprem bilimi sismoloji 14 Jeofizik Mühendisliği bölümünde vardır ve toplam deprem bilimi Sismoloji alanında çalışanların sayısı 50’yi geçmez.  Profesör düzeyinde bu sayı 10 bile değildir.  Buna rağmen, Ulusal Deprem Sismolojisi Kurumu olmadığından az olan Deprem Uzmanlarının çalışmalarında koordinasyon yoktur.  Deprem Konusunda çalışacaklara Deprem Yüksek Lisansı Bursu ve Deprem Doktora Bursu veren kurumlar olmadığından yetiştirilecek öğrenci bulmak zordur.  Mesela, İÜ’de Profesör olarak dördüncü yılını tamamlamış bir bilim insanı olarak “Doktora” öğrencisi bulamıyorum. Çünkü Deprem Doktorası Bursu verilerek özendirici burslar mevcut değildir.  Bu nedenle, parasal destek olmadan kimse Deprem Bilimi konusunda çalışmak istemiyor.

*Depremin önceden yeri ve zamanını bulabilme gibi yöntemlerimiz var mı? Dünya hangi konumda, biz bu konumun neresindeyiz?

Depremin önceden belirlenmesiyle ilgili olarak 1999 depreminden önce ülkemizde seçilen bir bölgede  “İzmit Depreminin Olduğu Alanın Biraz Doğusunda” çok parametreli önceden deprem belirleme çalışmaları Türk-Alman Projesi kapsamında yapılmıştır. Fakat olan İzmit depremi, beklenen alanın dışında veya batısında olduğu için bu çalışmadan sonuç alınamamıştır.

Buna rağmen, depreme en yakın “Tiltmetre” istasyonunda önemli bir anomali gözlendiği iddia edilmiştir.  Bununla birlikte, Japonya’da TOKAİ bölgesi ve Amerika’da PARKFİELD alanında önceden belirleme amaçlı çalışmalar yapılmaktadır.  Özellikle, TÜBİTAK tarafından 14 Ulusal Üniversitenin katılımıyla depremin önceden belirlenmesi çok fiziksel parametreli olarak çalışması yakın zamanda yapılmış fakat önemli bir sonuç alınamamıştır.

Depremlerin önceden belirlenmesi çalışmaları uzun dönemli çalışmalardır ve kısa zamanda sonuç alınamaması bir gerçektir, fakat pilot bölgelerde sürdürülmesi gerekir.  Nitekim bahsedilen pilot bölgelerde depremlerin önceden belirlenmesi projeleri devam etmektedir.

*Depremlerde çarpık kentleşmeden, depreme dayanıklı binaların olmamasından dolayı çok fazla yapı depreme dayanamadı ve çok fazla can kaybı yaşadık. O zamandan bu zamana bazı yapıların güçlendirildiği, yeni yapıların da depreme dayanıklı yapıldığı ve Kentsel Dönüşüm Yasası çıktı. Bu çalışmalarla ilgili özellikle kentsel dönüşümle ilgili neler söylemek istersiniz?

Kentsel Dönüşüm Yer İnceleme çalışmalarında standartlar oturmuş değildir.  Yerin (Zemin + Kaya) 30 metreye kadar mekanik açıdan dayanım hızının belirlenmesi, Dünya Yer Mühendisliği Standardı olarak kabul edilmiştir fakat ülkemizde “yer inceleme” yerine çok sığ (10 metreye kadar) “zemin inceleme” yapıldığı için bulunan parametreler, Bina Tasarımı için doğru bir “Yer Dayanım” sınıflamasını sağlamaktan uzaktır.  Bu nedenle, Zemin Etüdü gibi SIĞ ve SAKAT inceleme yöntemleri terk edilerek “YER İNCELEME PROJESİ” formatı şartı getirilerek Dünya Yer Mühendisliği Standartlarında “YER SINIFLAMASININ” yapılması sağlanmalıdır.  Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Yer Mühendisliği temel çalışmaları (Yer Projesi + Deprem Tehlike Haritası) tamam olmadığı sürece Yapı Mühendisliği çatı çalışmalarının sağlam olmasının bir anlamı yoktur.  Yer çalışmalarının ZAYIF olmasının nedeni SIĞ ETÜDE dayalı çalışmalarla raporlamaya dayalı fazla mühendislik detayına girilmediği incelemelerle “YER SINIFLAMASININ” yaptırılmasıdır.  Türkiye, YER MÜHENDİSLİĞİNDE Dünya’ ya Entegre olmak zorundadır aksi takdirde aynı büyüklükte olan bir depremde Japonya’da bina yıkılmazken Türkiye’de yıkılırsa, bunun nedeni Yer Mühendisliğinde Standart Dışı Uygulamalara prim verilmesidir.

* Ülke olarak depreme ne kadar hazırlıklıyız? Artı ve eksi yönlerimizden biraz bahseder misiniz? Bu eksi yönlerimizi nasıl giderebiliriz?

Ülke olarak depreme hazır değiliz.  Yer Mühendisliği Raporları ile yapılan incelemeler Dünya Yer Mühendisliği Standartlarına uygun değildir.  Deprem Tehlike haritası eski ve güncel değildir.  Deprem Tehlike haritalarında en temel referans olan Fay Tespitlerinde Modern Jeofizik İzleme yapılmadığı için Riskli Fayların Yeri ve Geometrileri tam olarak bilinmemektedir.  Ülkemizde deprem arama ve fay güncelleme çalışmalarının Dünya ile entegrasyonu sağlanmadan hazırız demek dürüst bir yaklaşım olamaz.

*Halkımız depreme hazırlık projesine nasıl katkı da bulunabilir?

Uyarıcı depremlerden sonra halktan depremi hissedenlere “Depremi Nasıl Hissettin” sorusu sorulabilir ve önemli ölçüde riskli alan ve yapı araştırması yapılabilir.  ALO DEPREM HATTI olarak şahsen benim bayraklaştırmaya çalıştığım bu projenin uygulanması için destek bulamadım.  Amerika’da yaşayan 2 milyon kişiden uyarıcı depremlerden sonra Depremi Nasıl Hissettin sorusuna cevap alınırken, ülkemizde vatandaşımıza Depremi Nasıl Hissettin şeklinde soru soran bir kurum yoksa vatandaş nasıl katkıda bulunacak.  Vatandaş Odaklı Deprem Odaklı Riskli Yapı/Yer Belirleme çalışmaları ülkemizde başlamamıştır.  Amerika’da 1999 yılından beri uygulanan bu çalışmayı ülkemize kim getirecek ve ne zaman getirecek buda belli değildir.

*Okuyucularımıza Deprem ile ilgili projelerinizden bahseder misiniz?

Ulusal Deprem Doktora Bursu ve Ulusal Deprem Yüksek Lisans Bursu verilmediği için deprem konusunda çalışma yapmak isteyen öğrenci bulamadım.

BOMBAİ Üniversitesi Yer Bilimlerinde 100 kadar Doktora öğrencisi Burslu Bilimsel Çalışma Yapmak üzere üniversitenin bir bölümünde çalışırken, özendirici ve öncelikli bursların verilmediği ülkemizde Deprem gibi özel ve önemli bir konuda çalışacak öğrenci bulamadığım için proje aşamasında olan bir çok çalışmayı sürdürme şansım olmadı.

Buna rağmen, Amerika Deprem Araştırma Servisi IRIS’den 70 Deprem Kayıtçısı bağış aldım.  Bunların işletilmesi için çalışacak öğrencileri bekliyor.  TÜBİTAK ile birlikte İstanbul’da gene 120 sn periyotlu REFTEK şirketinden alınan bir sismometrenin işletilmesi ve İÜ TEKNOKENT içinde KANDİLLİ ile birlikte bir İVME ölçer istasyonunun kurulması gibi çalışmaları başlattım.  Bilimsel çalışma, burslu ÖĞRENCİ olmadan yürümüyor ve ülkemizde “yerbilimleri” genelde ve DEPREM özelde “burs programlarının” oluşturulması gerekir.

* Okuyucularımıza Deprem konusunda vermiş olduğunuz önemli bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Teşekkür ediyorum.  Deprem dayanıklı kentlerin kurulmasını ve Depreme hazırlıkta, Dünya Yer Mühendisliği Standartlarının en kısa zamanda esas alınması dileğiyle RİSKİ düşük bir Türkiye olabilme dileğiyle okuyucularınıza selamlarımı sunuyorum.

İLAÇ MI LAZIM?

İlacı hangi aşamada ve nasıl kullanıyoruz?

Maalesef toplum olarak alışkanlıklarımızdan biri de “BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANIMI” bilinçsizce diyorum çünkü ilacı nasıl tüketmemiz gerektiğini bilmiyoruz.

En çok bilinçsizce kullanılan ilaçlar antibiyotikler, ateş düşürücüler, öksürük, mide ve soğuk algınlıkları nedeni ile kullanılan ilaçlar. Bunların arasında da en fazla ağrı kesiciler yer alıyor.

Örneğin başımız ağrısın,  hemen ağrı kesici arıyoruz. Daha başımızın neden ağrıdığının tespiti bile yapılmadan hemen ağrı kesici aramaya başlıyoruz. Hatta başım ağrıyor de hemen yakınımızdaki bir doktor edasıyla ” BAŞIN MI AĞRIYOR?” diye sorar sonra da kendisini eczacı zannederek “İLAÇ MI LAZIM?” diye sorar.

Ne yazık ki ilaç kullanımını peynir ekmek gibi yapıyoruz. Oysa ki baş ağrısı başka hastalıkların belirtisi de olabilir .

Bilinçsizce kullanılan her ilaç;

*Var olan hastalığınızın şiddetini arttırabilir,

*Başka hastalıkları tetikleyebilir,

*Özellikle böbrek, karaciğer ve kalp gibi organlarınıza zarar verebilir,

*Sizin aldığınız yanlış bir ilaç sizi ÖLÜME kadar götürebilir.

Son olarak,

Başkalarına ilaç tavsiye etmemeliyiz.

Başkalarının tavsiyesiyle ilaç kullanmamalıyız.

 

 

MERS VİRÜSÜ TEHLİKESİ

Son zamanlarda geçmek bitmeyen gribin nedeni MERS GRİBİ olabilir,

 

Mers Gribi, çok hızlı olarak solunum yolu ile bulaşıp hastalığa neden olan bir virüs türüdür.

 

Şeker, kronik akciğer ve böbrek yetmezliği olan kişilerde özellikle fazla etkilidir.

 

Bu virüs türü ilk kez Suudi Arabistan’da görülmüş, ilk kez develerden ya da keçilerden insanlara geçtiği tahmin ediliyor.

 

MERS gribinin belirtileri arasında,

*Ateş

*Öksürük

*Nefes Darlığı

*Karın ağrısı

*Kusma

gibi belirtiler öne çıkıyor.

 

mers 2

 

 

2014 YILINDA EN ÇOK KAZANDIRAN MESLEKLER

2014 yılına baktığımız da en çok kazandıran meslekler arasında;

CEO ( Chief Executive Officers ),

Şirketteki en yüksek dereceli kişi,Şirketteki her işten sorumlu olan, yapılan işlerden hesap veren kişi. Bu kadar sorumluluk, yoğun stres altında ve çok fazla  yetki ile tabi ki de diğerlerinden fazla para kazanması kaçınılmaz. Bir ülkeden bir ülkeye,toplantıdan toplantıya koşan böyle bir kariyerdeki kişiler, en çok kazananlarının başında geliyor tabi ki …

Pilotluk,

Türkiye’deki havacılığın çok fazla ilerlediği bu günlerde tabi ki de pilot olmak ayrıcalık kazandırıyor. Kazançlarının yanın da prestij ve saygınlık için de tercih edilebiliniyor…

piilotluk

Pazarlama,

İşe ilk girişte belki çok fazla miktar da para kazanamasalar da, tecrübe sahibi oldukça bir CEO’ dan bile fazla miktarda kazanç elde etikleri bilinmektedir…

Doktorlar,

Saatliği bir asgari ücret karşılığına tekabül eden doktorlar gördüğümüz ülkemizde doktorlar eskiden günümüze gözde meslekler arasında yer almaktadır..

Avukatlık ( Özellikle Şirket Avukatlığı ),

Normal avukatların kazançlarının iyi olduğunu biliyoruz fakat özellikle büyük şirket avukatlarının kazançları normal avukatlığa göre dudak ucurtuyor…

adaletin-terazisi

IT’ sel işler ( Bilişim ),

Bilişim alanı, şirketler tüm iletişim ağını kuran genç beyinlere kesenin ağzını açıyorlar. İlerleyen yaşlarda danışmanlık yaparak da ciddi manada kazandıran bu meslek günümüzün olmazsa olmazlarından…

KAZA MI İHMAL Mİ

KAZA MI? İHMAL Mİ?

Konuğum Endüstri Mühendisi ve İş Güvenliği Uzmanı Sn. Mehmet Uzun … Sayın Uzun ile son dönemin tartışmalı konusu olan  “İş Sağlığı ve Güvenliği” hakkında röportaj yaptık.

Ama öncesinde iş kazalarıyla ilgili birkaç istatistikten bahsedelim,

Uluslar arası çalışma örgütünün yapmış olduğu araştırmalara göre,

Her 3 dakikada 1 kişinin öldüğü,

Her bir saniyede 3 iş kazasının olduğu,

Her yıl 120.000.000 iş kazası olduğunu ve bu iş kazalarının 210.000’ ölümcül kazalar olduğunu açıklamıştı.

Türkiye’deki iş kazalarını ve sektörlere göre dağılımları incelediğimizde,

Türkiye İstatistik Kurumunun Yaptığı Sektörlere Göre İş Kazası Geçirenlerin Oranı,

2007-2013

 

Sektörel olarak incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %10,4, elektrik, gaz, buhar, su ve kanalizasyon sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %5,2 iken, inşaat sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı %4,3 oldu. Sektör bazındaki sonuçlar, 2007 yılı sonuçları ile karşılaştırıldığında iş kazası geçirenlerin payı madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe 0,1 puan artarken, inşaat sektöründe 0,2 puan azaldı. Elektrik, gaz, buhar, su ve kanalizasyon sektöründe iş kazası geçirenlerin oranı ise değişmedi. İş kazası geçiren sayısında en büyük payı alan imalat sanayi sektöründe ise iş kazası geçirenlerin oranı 1,8 puan azalarak %3,3 olarak gerçekleşmişti.

Öyle gözüküyor ki 2014 yılının Mayıs ayındaki 301 maden işçisininhayatını kaybetmesi ve diğer iş kazalarıyla birlikte bu sayı biraz daha arttı!  Peki neler yapılmalı? Bu iş kazalarının önüne nasıl geçebiliriz?

İşçinin güvenli bir çalışma ortamında çalışması için neler yapılmalı ne gibi önlemler alınmalı konusunda Endüstri Mühendisi, İş Güvenliği Uzmanı Sn. Mehmet Uzun’a  “iş sağlığı güvenliği” konusunda  çok önemli sorular sorduk işte o sorular ve uzmanımızın verdiği cevaplar;

• İş sağlığı ve güvenliği nedir? Biraz tarihinden bahseder misiniz?

İşyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak meydana gelen tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek şartlardan korunmak ve daha iyi bir iş ortamı oluşturmak için yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalar olarak ifade ediyoruz.

İş güvenliğinin tarihi insanlık tarihi kadar eski, kaynaklarda ulaşabildiğimiz en eski kayıtlar M.Ö. 2000 yıllarına kadar dayanıyor. O dönemde Babil-Hammurabi Kanunlarında inşaatlar sırasında oluşan ölümler ve hasarlarla ilgili yüksek cezalarda belirtilmiş ve çalışanların hakları korunmaya çalışılmıştır.

Ülkemizde ise İş Güvenliği ile ilgili çalışmaların 1865 yılında Dilaverpaşa Nizamnamesi ile Kömür İşletmelerinde çalışmalar yapılmıştır. Daha sonra 1869 yılında Maadin Nizamnamesiyle iş kazasına uğrayan ailelere tazminat ödeme hakkı tanınmıştır.

Cumhuriyet döneminde ise İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili yapılan ilk çalışmalar 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve 1580 sayılı Belediyeler Kanunudur. 1936 yılında 3008 sayılı kanun o dönemin koşullarına göre İş Sağlığı ve Güvenliği alanında az da olsa bazı düzenlemelere yer verilmiştir. 1971 yılında 1475 sayılı kanunda bazı iyileştirilmeler yapılmış olup, 2003 te 4857 sayılı Kanun ve 2012 yılında ise tarihimizde ilk defa tam anlamıyla bir İş Sağlığı ve Güvenliği olarak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu devreye alınmıştır.

• Türkiye’yi ve dünyayı derinden etkileyen; ne yazık ki Soma’ daki 301 maden işçisinin ölümüyle sonuçlanan bir maden kazasıyla karşılaştık. Bunun gibi göçük altında kalan madencilerin, tersanede ölen işçilerin ve daha pek çok iş kazalarının önüne geçmek mümkün müdür?

İş kazalarının önlenmesi; İşçi, İşveren ve Devletin atacağı adımlarla gerçekleşecektir. Öncelikle İşverenin bu konuda titiz davranması, İş Güvenliği için alınması gereken önlemleri bir zorunluluk değilde, bir iş kültürü olarak benimsemesi ve çalışana bu konuyla ilgili bilincin artırılması açısından eğitimlerin verilmesi, gerekli kontrollerin periyodikleştirilmesi gerekmektedir.  Bunun yanında Çalışma Bakanlığı tarafından yapılan bilinçlendirme çalışmalarının artırılması ve denetleme çalışmalarının da sıkılaştırılmasıda en önemli faktörlerden birisidir.

İş kazalarının oluşma sebeplerini incelediğimizde bunların %50 sinin kolaylıkla önlenebilir olduğunu görüyoruz. %50’lik bu bölümün Emniyetsiz Davranışlar olarak nitelendirdiğimiz çalışandan kaynaklandığını ve eğer işveren tarafından gerekli bilinç düzeyi oluşturulup, gerekli eğitimler verildiği takdirde iş kazaların %50’lik bölümünü oldukça kolay önleyebiliriz.

Bununla birlikte işverenin yaptırdığı Risk Analizine göre risklerin belirlenmesi ve bu risklere göre aksiyon planlarının oluşturulup, bu plan dahilinde yapılacak gerekli düzenlemeler ve iyileştirmeler doğrultusunda diğer %50 lik bölümününde azaltılabileceği hatta önlenebileceği görülecektir.

• Devletin İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda yaptığı yeni düzenlemeler nelerdir?

Yapılan düzenlemelerden bahsetmemiz için önce bu konuyla ilgili geçmişte yapılan çalışmalardan bahsetmemiz gerekmektedir, 2003 yılında Avrupa Birliği kriterleri göz önüne alınarak 4857 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girdi. 4857 sayılı İş Kanununda iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin bazı düzenlemeler söz konusu idi. Ancak, memurların bu Kanun kapsamı dışında bulundurulması gibi bir takım eksiklikler mevcuttu ve İş Sağlığı ve Güvenliği ihtiyaçlarını tam olarak karşılamıyordu.

Bundan dolayı 2012 yılında Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlemek, iş sağlığı ve güvenliğinin bir lüks olmaktan çıkartılarak çalışma yaşamının genel standardı haline gelmesi amacıyla 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdi. 6331 sayılı Kanunla bütün çalışanlar kapsam altına alındı, sektör ayrımının kaldırılması, işçi-memur ayrımının ortadan kaldırılması gibi uygulamalar aşamalı olarak devreye alınmaya devam edilmektedir. Bu kanunla amaç çalışanın sağlığına önem vermek ve gerekli önlemleri alıp, eğitimleri vererek,  iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi, ülkemizde iş kazaları ve meslek hastalıklarından kaynaklanan yıllık 5,5 milyar TL lik kayıbın önlenerek ülke ekonomisine de katkı sağlayacaktır.

• İşveren ve çalışanların yükümlülükleri nelerdir?

İşverenin yükümlülüklerini 5 ana başlık altında toplayabiliriz; Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamak, risk analizinin yapılması, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden uygunluğunun kontrol edilmesi ve denetlenmesi, çalışanların tehlike bulunan alanlara girilmemesi için tedbirleri almak,

Çalışanların yükümlülükleri ise;  İş Sağlığı ve güvenliği ile aldıkları eğitim ve talimatlar doğrultusunda, kendileri ve beraber çalıştıkları kişilerin sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdürler.

• Hangi işyerleri iş sağlığı ve güvenliği kapsamındadır?

6331 sayılı kanuna göre kamu ve özel sektöre ait bütün işleri ve işyerlerini, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerini, çırak ve stajyerler dâhil tüm çalışanları faaliyet konularına bakılmaksızın kapsamaktadır.

Bu nedenle çalışanı olan tüm sağlık kuruluşları (muayenehane, poliklinik, merkez, hastane) kapsam içindedir.Çalışan istihdam etmeyen yani çalışanı olmayan sağlık kuruluşları (işyerleri) kanunun kapsamı dışındadır.

• İş yerleri iş sağlığı ve güvenliği kapsamında kimlerden hizmet alabilir? Hizmet almaz ise yaptırımları nasıl olur?

İş verenler, iş yerlerinde,  iş güvenliği uzmanı bulundurabilir veya bakanlık tarafından yetkilendirilmiş Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB)’ den hizmet alabilirler.

Ancak bir hizmet işletmesi seçiminde referanslarının ve iş kalitesinin kontrolü çok önemlidir. Aksi takdirde sadece fiyata bakarak firma seçme yaklaşımının sonucu mağduriyet olmaktadır.

Kanun kapsamında hizmet alma zorunluluğu olan işletmeler bu hizmetleri almamaları durumunda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda belirtilen cezai yaptırımlarla karşılacaklardır. Ayrıca örnek verilecek olursa ölümlü bir iş kazası sonrası işveren tazminatlarla, kanunda belirtilen cezalarla hatta hapise girme durumu bile sözkonusu olabilmektedir.

• İş sağlığı ve güvenliği kapsamında vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ederiz. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Öncelikle tüm çalışanları ilgilendiren böyle hassas bir konuyla okurlarınızı bilgilendirdiğiniz için ben size teşekkür ederim. Tüm çalışanlar için sağlıklı ve kazasız bir çalışma hayatı diliyorum.

Siz bugün hangi basamağa ulaştınız?

  1. YAPMAYACAĞIM
  2. YAPAMAYACAĞIM
  3. YAPMAK İSTEMİYORUM
  4. NASIL YAPABİLİRİM

  5. YAPMAYI DENEYECEĞİM

  6. YAPABİLİRİM

  7. YAPACAĞIM

  8. BAŞARDIM

error: Content is protected !!
Verified by MonsterInsights